Tarih: 03.08.2020 05:28

ÖĞRENDİM!

Facebook Twitter Linked-in

Zamanla öğreniyor insan… Ya edindiği tecrübeler öğretiyor, ya da kemale erdikçe öğreniyor. Gecikilmiş birçok şeyin aslını, bir şekilde hayat üniversitesinde öğreniyor insan! Ben de, öyle böyle zaman içinde kemale erdikçe öğrendiğimi düşünüyorum.
 
O yüzden öğrendim, diye başladım söze ve bakalım suyun akışı gibi eziyetsiz öğrenebilecek miyim veya öğrendim, diyebilecek miyim? Göreceğiz. Der ki, bir düşünür, “Kayayı delmeyi başaran suyun kuvveti değildir tabii ki, damlaların sürekliliğidir ki buna da, ‘Sabır’ derler.” Şems-i Tebrizi’de düşünürün sözüne yakın, “Sabır dikenin içinde gülü, gecenin içinde gündüzü hayal edebilmektir.” der. Öğrendim. Şunu da zaman içinde öğrendim. Yine bir âlim kişi der ki, “Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma, eğer uğraşırsan onunla aynı yerde kalırsın. Etrafından dolanıp devam et yoluna!” Öğrendim. “Birisi, arif ve bilge bir adama dedi ki, “Kendi kusurlarımı nasıl bilebilirim?” Arif ve bilge adam dedi ki, “Karına sadece onun bir kusurunu söylemen yeterlidir.
 
O sana senin, annenin, babanın, kardeşlerinin, hatta bütün sülalenin kusurlarını dahi söyleyecektir.” Öğrendim. Benden yaşça büyük, eski bir arkadaşımı aradım. Sormaktı niyetim. Eskilere uzandı. Çarpıldık, aldatıldık, avlandık, dedi. Ben, sözünü balla kesiyorum, dedim. Sözün önüne atıldım. Eskiden olsaydı, o bir söylediyse, ben üstüne beş eklerdim, dedikoduyu körüklerdim. Öğrendim dedim ya, yine de kırmamaya gayret göstererek, bırakalım şu eskileri! Yaşımız hayli ilerlemiş, o gün yaptıklarımızı biz temiz niyetlerle yapıyorduk ve nihayetinde Allah rızası için yapıyorduk, geçmiş gitmiş, yaptığımız dedikodunun ne faydası olur bize! Olmayacağı gibi yaptıklarımızı da alıp, götürür, dedim. Demez mi, ‘Bu avcıları millete tanıtmalı! Bizi av yerine koydular, avladılar.
 
Onlar avcı, bizler av olduk. Kandırıldığımızı bilmesin mi, insanlar? Ben bu avcıları tanıtacağım, herkese söyleyeceğim. Biz av olduk, başkaları av olmasın.’ dedi. Baktım çok uzayacak bu mevzu, öğrendiğim bir teknikle, müsaade isteyip, konuyu kapattım. O yaşça benden büyük olmasına rağmen olgunluk imaresi göremedim. O bana akıl vermesi lazımken, ben ona akıl veriyordum. Ancak almıyordu, öğrenmemekte ısrar ediyordu. O zaman ne yapmalıydım, hatırlayalım! Onunla uğraşmak yerine, etrafından dolanıp devam etmeliyim yoluma! Geçte olsa öğrendim. Bir düşünür, ‘Vefa’ ile ‘Vefat’ eş kökenli iki kelime diyor ve devamında, ‘Vefa ile vefat, borcunu ödemek demek. Biri eşe dosta, diğeri Yaradana!’ demiş. Vefat deyince, rastladığım şu kıssadan hisse aklıma geldi. Paylaşıyorum hemen…
 
Feridüddin Attar, Esrarnâme adlı eserinde, “Kocası savaşta şehit olan kadına taziyeye gelen komşuları üzgün bir şekilde, ‘-Şimdi ne yapacaksın? Ne yiyip içeceksin? Sana kim bakacak?’ diye sorunca, kadıncağız cevap verir, ‘-Yahu niye üzülüyorsunuz? Rızkı yiyen öldü, veren değil!” der. Rızkla ilgili ileri geri konuşmamayı, efendice durmayı öğrendim. “Bazen; hayat yorar insanı… Şarkılar yorar… Beklemek yorar… Özlemek yorar… Affetmek yorar… Hoş görmek yorar… Boş vermek bile yorar ve insan susar. Her şeye, herkese rağmen elinden gelen tek şeyi yapar… Bağıra bağıra SUSAR.” Can Yücel’in paylaşımıyla, susmayı öğrendim. Susunca da, şöyle diyorlar, “Susarsın, söyleyecek sözün yok sanırlar.
 
Gidersin, kalmaya yüzün yok sanırlar. İyi ya da kötü her ne yaparsan yap mutlaka bir kulp takarlar. Kimseye yaranamazsın. Bu yüzden, kim ne derse desin, yüreğindeki doğrudan vazgeçmemeli insan.” Varsın söyleyecek sözün yok sansınlar. Yüreğimdeki doğru susmaktan yana çarpıyor, o öğrendiğimin istikametinde susarak yol alıyorum. Ben nihayetinde, yolumu bulmayı öğrendim. Geçte olsa çocuklarıma bazı şeyleri vermediğimi öğrendim. Merhum babam, ben gençken, onun eline baktığım çağlarda, arkadaşlarımla buluşmaya gidiyorum, dediğimde; o da, ‘Oğlum, vestiyere asılı olan pantolonumun cebinden harçlık al, derdi. Hayatta almazdım. Bir gün babamın cebine elimi sokmamışımdır. Anneme ‘Sen ver?’ derdim. Eşimde böyleydi. Ne kadar zorlasam, ‘Sen ver?’ derdi. Çocuklarımda bunun eksiğini gördüm. Şimdi hatamı görüyor, pişmanlık duyuyorum. O terbiyeyi vermeliymişim aslında! Ancak yeni fark ettim, eksiğimi yeni öğrendim.
 
“Kimi kuyu kazar; her susayan içsin diye, kimisi de kuyu kazar gelen geçen düşsün diye!” Bunu da bugün öğrendim. “Zaman hiçbir şeyi iyileştirmez. Sadece o acıyla nasıl yaşayabileceğinizi öğretir.” demiş, o acıyı zaman içinde yaşamış biri! Notlarımı karıştırırken, bunu da şu an öğrendim. “Yaşın değil, yaşadıkların öğretir, sana hayatı!” yaşım geçkinde olsa netice de her gün yeni bir şey öğreniyorum. Öğrendim. “İbrahim Edhem Hazretleri, birini çok üzgün görür, ona 3 soru sorar. ‘Dünyadaki bütün hadiseler takdir-i ilahî olmadan meydana gelebilir mi?’ ‘Hayır!’ ‘Sana ayrılan rızkı başkası yiyebilir mi?’ ‘Hayır’ ‘Sana verilen ömürden kısalma olabilir mi?’ ‘Hayır’ “O halde niçin üzülüyorsun?” Bakın, biliyormuş gibi konuştuğumuz nice şeylerin hatalı yorumlarını yapar, dururuz. İbrahim Edhem hazretlerinin 3 öğüdüyle yeni bir şey daha öğrendim. Bitti mi? Bitmez. Ömrümüzün sonuna kadar hep öğreneceğiz. Hayat üniversitesinde kazandıkların birçoğu ahirette, mizanda hesabını kolaylaştıracak. Bunlar resmi üniversitelerde kazanılmıyor. Orada verilen bilgiler, diploma almak içindir. Ezberlersin, hepsi mezun oluncaya kadardır. Sonrası silinir, gider. Hayat üniversitesinde kazanılanlarsa tecrübe mahsulüdür. Silinmez.
 
Kaybolmaz. Hele bir de, kâğıt diline geçince daha bir kalıcı olur. Ben elimden geldiğince öğrenmeye çalıştım. Öğrendim de! Tavsiyem sizlere, sizlerde hazır yazdıklarımı öğrenin. Gurur yapmayın. Ben biliyorum diye atmayın. Mektepte öğrendiklerinizi de, yabana atmayın ama o bildiklerinize sakın kibir katmayın. Yoksa fıkradaki gibi karşılaştığınız hayat üniversitesi mezunu köylünün verdiği cevap karşısında çuvallayıp kalırsınız. Fıkra: Tokat’ın Erbaa İlçesine, kaymakam atanmış. Kaymakam yanına baş çavuşu alıp, köylülerle tanışmak üzere köy köy dolaşmaya başlamış. Köyün birinde, yolda kucağında yeni doğan eşek sıpasıyla giden bir köylüyü görmüş. Kaymakam baş çavuşa dönerek ‘Köylüye biraz sataşayım’ demiş.
 
Baş çavuş kaymakamı uyarmış, ‘Bunlar lafta altta kalmazlar, dikkat edin!’ dese de, kaymakam ‘Bir şey olmaz, ben yıllarca mektep okudum. Cahil bir köylü mü, beni lafta yenecek.’ demiş. Arabayı durdurup köylüye yanaşmışlar. Kaymakam selam verip, ‘Hemşerim, kucağına yavrunu da almışsın nereye böyle?’ demiş. Erbaa’lı bir kaymakama, bir de baş çavuşa bakmış, ‘Sıpayı mektebe yazdırmaya gidiyorum, efendim. Okursa kaymakam, okumazsa baş çavuş olsun’ demiş.
 
NOT: Değerli okuyucularımın, medya32.com’un sahibi Yunus Özler’in, yakın arkadaş, akraba ve dostlarımın, tüm Müslümanların, mübarek kurban bayramlarını kutlar, Allah’tan sağlıklı, sıhhatli, uzun ömürler geçirmelerini dilerim.
 


Orjinal Habere Git
— HABER SONU —