RESİMLER HER BİRİ BİR HAYATI ANLATIR!

Anlayanla resimler konuşur. Çiçeklerle konuşanlar nasıl çiçeklerle konuşuyor, çiçekleri konuşturuyor ve çiçekten cevap alıyorsa, resimlerle konuşanda sanki resimdekileri konuşturuyor, onlara ses veriyor. Verilen sese kulak veriyor. Cevap alıyor, cevap veriyor.
 
Filmler öyle değil mi? Hepsi birer resimdir. Her resme ses verilir, film şeridi hız alır, hızlı geçiş anında resimler sese dönüşür. Ses ve resim. Her ikisi de insanın eseridir. Biri sessiz olduğunda anlamsız olur, diğeri fırçasız olduğunda anlamsız olur. Süpürgeyle resim çalışması yapan bir ressam gördünüz mü hiç? Resmi o derece canlı tutan, ressamın kendisidir. Fotoğrafçı içinde aynı şey söz konusudur. Bakın, Can Yücel, bir fotoğraf üzerine yaptığı yorumda ne demiş, “Dünya tuhaf bir yer; biri acı çeker, diğeri o acının fotoğrafını çeker ve milyarlarca insan o acıyı sadece izler.” Gerek bir şiir olsun, gerek hikâye, gerek deneme, gerek resim ve gerekse fotoğraf olsun; hepsi de, insan hayatını vurgular.
 
Genelde hep acı yanlarıyla uğraşan sanat erbabı çoğunluktadır. Acıyı hisseder, gönlüne yüklenen ağırlıkla; yazarsa kaleme, ressamsa fırçaya, fotoğrafçıysa deklanşöre dokunur. Hissedilen acı, o anlıktır, o saniyeliktir. Yakaladın, yakaladın, yok geciktinse kaçırdın demektir. Hani denilir ya, bir şiir bazen sayfalarca yazıda söylenemeyeni, bir mısrada, bir beyitte veya bir kıtada anlatır. Fotoğrafta öyledir. Sanalda bir fotoğrafa rastlamıştım. O rastladığım fotoğraf benim bu yazıyı yazmama sebeptir. Fotoğrafta, bir yaşlı kadınla, bir çocuk, yolda yürürken; her ikisi de, birkaç metre geçtikten sonra birbirlerinin ardından derin düşüncelere dalmışçasına bakarlar.
 
Fotoğrafı çeken fotoğrafçı, fotoğrafı konuşturur ve der ki: “Hayat işte; biri geçmişine bakıyor, biri geleceğine!” Bir çocukla, bir ihtiyar kadını, geçmişle geleceği, bir saniyede yakalayan fotoğrafçının belki de hayatındaki en anlamlı fotoğrafıdır, bu fotoğraf! Ödülü hak eden bir fotoğraf! 65-70 yıllık bir hayata yakışan en anlamlı fotoğraftır, bu fotoğraf! Çoğu bu anı yakalamayı bekler. Bazen beklediğinin üstünde bir şeyle karşılaşıldığı gibi, bazen de çok altında bir şeyle karşılaşabiliyor, sanatçı! Bazen yakaladım dediği umduğu veya beklediği diyelim; beklediği itibarı, ilgiyi ve alakayı görmeyen sanatçı, iş olsun diye yakaladığı ama bir kenara attığı bir şeyin de, yıllar sonra anlayan biri tarafından kıymet biçilemeyecek bir eser olduğunu ortaya çıkardığında, sanatçı ölmüştür, belki de, sefillik içinde ölmüştür.
 
Gerek yazar, şair ve gerekse ressam veya bir fotoğrafçı, tabiata yakın çalışırlar. Anlayan, o işlenen, vurgulanan şeyin tabiat olmadığını; hayatına giren ve birçok konuda boşluğa düşürenin insan olduğunu fark eder. İnsan, insanı yarı yolda bırakır. Terk eder. Terk ederken, dönüp ardına bile bakmaz. Yıkar gider. Dönüp yıkıntıya bakmaz, yıktığına bakmaz. Hayal kırıklığına uğramamanız için ben derim ki, aşağıdaki ustanın sözüne uyun. Ben uymadım, uyamadım bari siz uyun… “Ustaya sormuşlar: ‘Hayatta yaptığınız en büyük israf nedir?’ Usta cevap vermiş: ‘Gereksiz insanlara verdiğim değer.” Bu söz neler, neler anlatır da, anlayana! Bir ömür boşa gitti diyesim geliyor. Filmi geriye çevir desem, felek benim yıllarımı geri verecek mi? Geldi, geçti! Yalana benzer. Biz yeterince kıymetini bilemedik. Felek ne yapsın? Yıllar geçmiş, akıl bir gidip geliyor, bazı şeyleri hatırlıyor, bazı şeyleri hatırlamıyorsun. Pişmansın. Yapmasaydım, diyorsun.
 
Feleğe sitem ediyorsun, ‘Felek benim yıllarımı geri ver!’ “Viran oldum, yaprağım yok, dalım yok Arı oldum, kovanım yok, balım yok Hasta düştüm yürüyecek halim yok Felek benim yıllarımı geri ver.” “Fırın küreği tam düzeldiğinde; ekmek yapacak hamur bitermiş, insanın işi tam düzeldiğinde, ne yazık ki, ömrü bitermiş oğul.” Bu dünyada ölüm yok diye sandığınız ölüm karşınıza dikilir. “Bülbül oldum, dikenim yok, gülüm yok Zar ağladım, konuşacak dilim yok Sanırdım ki, bu dünya da ölüm yok Felek benim yıllarımı geri ver.” Ömür geçer. Vücut çaptan düşer. Ateş basar. Yazın suların çekildiği gibi damarlardan sular çekilir. Ağza pamukla su değdirilir. Azrail başındadır. İşaret diliyle, su der, anlaşılmayan bir üslupla da inlersin. O an, şeytan gelir başına, elinde bir tas soğuk buz gibi su, ‘Allah 2 de, suyu sana vereyim.’ Ateşler içinde yanan, o insanın aklı bir gider, bir gelir. Bir an toparlar. Şeytanı ret eder. Asıl ateşten kurtulur o an! Şeytanı dinleseydi, sonu cehennem çukuruydu, düşmedi sonu cennet olur, inşallah.
 
Ömür böyle bir şey işte! Geldi geçti yalana benzer, o yüzden demişler. Sen boşa harcadınsa ağlayıp, sızlaman, bir faydası yok. Felek benim yıllarımı geri ver, demenin de bir faydası yok. Ama şair, Allah’tan af isteyeceği yerde, feleğin peşine düşmüş, benim yıllarımı geri ver, deyip duruyor. “Ateş oldum, dumanım yok, külüm yok Yağmur oldum, damla damla selim yok Ömrüm geçti, ağlamadık günüm yok Felek benim yıllarımı geri ver.” Faydasız yalvarış, yakarışa düşürtme bizleri Allah’ım! Resimler her biri bir hayatı anlatır demiştik. Şiir de öyle! Bak, şairin yalvarışına, yakarışına; felekten yıllarını geri isterken nasıl da pişman, ateş olmuş, tesirsiz. Ne dumanı var, ne külü var.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR

sanalbasin.com üyesidir

ANKET

Sizce Isparta'da madde bağımlılığıyla yeteri kadar mücadele ediliyor mu?
İmsak00:00
Güneş00:00
Öğle00:00
İkindi00:00
Akşam00:00
Yatsı00:00

GÜNLÜK BURÇLAR

KoçBoğaİkizlerYengeçAslanBaşakTeraziAkrepYayOğlakKovaBalık

SÜPER LİG

TakımOGMBAP

ZİYARETÇİ DEFTERİ

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?Ziyaretçi Defteri